Zamanımızın Bir Kahramanı – Lermontov

By | 30 Ocak 2014

Zamanımızın Bir Kahramanı – Lermontov

Kayşavur Vadisine girdiğimde* güneş karlı dorukların arkasında saklanmaya başlamıştı bile. Bir Oset olan arabacım* karanlık basmadan önce Kayşavur Dağı’na çıkabilmemiz için durmadan kamçılıyordu atları* sesinin olanca gücüyle de türküler söylüyordu. Ne tatlı bir yerdir bu vadi! Yeşil sarmaşıklarla örtülü* çınar ağaçlarıyla taçlanmış kızıl kayalar ve aşılmaz dağlar yükselir çevresinde; suların oyduğu sarı yarlar* uzakta tepelerde karların altın saçakları; aşağıda kasvetli* kara bir derbentten gürültüyle fışkıran adsız bir dereyle birleşen Aragva Irmağı gümüş bir iplik gibi uzanır* bir yılanın derisi gibi parıldar. Kayşavur Dağı’nın eteğine gelince bir hanın yanında durduk. Yirmi kadar Gürcü ve dağlı toplanmıştı burada* bağırıp duruyorlardı; biraz ötede* geceyi geçirmek için bir deve kervanı konaklamıştı. Arabamı bu uğursuz dağa çıkarabilmek için mut- laka öküz tutmam gerekiyordu* çünkü güz gelmişti bile* yerler buz içindeydi; yol ise iki kilometreden uzundu. Elden ne gelir: Altı öküzle birkaç Oset tuttum* içlerinden biri bavulumu sırtladı* ötekiler de öküzlere yardım etmeye koyuldular* ama yardımlarını sadece bağırmakla yapıyorlardı. Arabamın arkasından* tepeleme yüklü olmasına rağmen* dört öküzün kolaylıkla çektiği başka bir araba geliyordu. Bu durum şaşırttı beni. Arabanın arkasında* gümüş kakmalı Ka-barda çubuğunu tüttürerek* sahibi yürüyordu. Sırtında apolet-siz bir subay üniforması* başında tüylü bir Çerkez kalpağı vardı. Elli yaşlarında görünüyordu; yanık teni* yüzünün Kafkas güneşine alışık olduğunun belirtisiydi; vaktinden önce ağarmış bıyıkları dimdik yürüyüşüne* dinç görünüşüne yakışmıyordu. Yanına yaklaşıp selam verdim. Usulca aldı selamımı* sonra da koca bir tütün dumanı çıkardı ağzından. – Anlaşılan sizinle yol arkadaşıyız.