Türk Bireyi Kuramına Giriş: Türk Kültürünün Olanakları – Doğan ERGUN

By | 30 Ocak 2014

Kitabın Adı Türk Bireyi Kuramına Giriş: Türk Kültürünün Olanakları

Kitabın Yazarı Doğan ERGUN

Yayınevi ve Adresi Gerçek Yayınevi

Basım Yılı 1991

KİTABIN ÖZETİ

Kitabın ilk bölümünde kültür kavramı tanımlanmaktadır. Kültür tanımlanmasına geçilmeden önce kültür kavramının dünyada ve Türkiye’de hangi kökten ve aşamalardan geçtiği üzerinde durulmaktadır. Bu bağlamda medeniyet ile kültür arasındaki ilişki ele alınmaktadır. Medeniyetin maddi boyutu vurguladığı, kültürün ise manevi yöne ağırlık verdiği belirtilmektedir.

İkinci bölümün konusunu ise batı kültürünün özellikleri oluşturmaktadır. Batı kültürünün temelini oluşturan inanç sistemleri bireylerin toplumdan ayrılmalarını, ayrı düşmelerini teşvik eder ve onaylar. Bu onaylamayı bireyin kendi sorumluluğu ve bağımsızlığı kavramlarına yüklemektedir. Batı kültürü bireyci bir kültürdür.

Bireyci kültür; yaratıcılığı, girişimciliği, icat yapmayı, sorunlara karşı meraklı yaklaşmayı, bireysel bağımsızlığa önem vermeyi ön plana çıkaran bir kültürdür. Kapitalizm ve sanayi uygarlığının yaratılmasında bu bireyci kültür özelliklerinin etkili olduğu vurgulanmaktadır.

Üçüncü bölümde doğu düşüncesinin temel özellikleri olarak; maddenin olduğu gibi ya da ilk rastlayışta ona verilen değişiklikle kabul edilmesi geniş olarak açıklanmaktadır. Ulaşılan ilk özellikle yetinme şark kültürünün en önemli özelliğidir. Bu ilk ulaşılan özellik belki mükemmel bir aşama da olabilir. Bu aşamada kalınarak kalıplaşma gerçekleştirilmektedir. Doğu, madde üzerinde tasavvur etmez, madde üzerinde düşünmez. Doğu, daha çok inanca dayanır ve doğruların sadece öğrenilmesi gerektiği ilkesine dayanan toplumlardan oluşmaktadır. Şark kültüründe daha çok öğrenmekle yetinme mevcuttur. Bu kültürde araştırmaya, anlamaya ve eleştirmeye fazla yer yoktur.

Dördüncü bölümde Türk kültürü ele alınmaktadır. Türk kültürünün toplumcu bir kültür olduğu örneklerle açıklanarak ortaya konulmaktadır. Bireyci kültürün bakış açısına sahip batılı araştırmacıların bireyci kültür bakış açısıyla değerlendirmelerini yaptıkları ve araştırmalarının, bulgularının ve yorumlarının yanlış olduğu, Türk kültürünün toplumcu bir kültür olduğu ve ekonomik alanda da kamucu yönünün ağır bastığı belirtilmektedir.

Dilin kültürün ifade edilmesinde önemli bir yeri olduğu konusu ele alınırken, Türk Dil Kurumunun kültürümüzü dikkate almadan faaliyetlerini yürütmesinin bizi yanlışlara götüreceği ifade edilmektedir. Dilde olduğu gibi ekonomik alanda da 1983 yılından bu yana bireyci bir kültüre sahipmişiz gibi davranmamızın bizi kültürel özelliklerimizle bağdaşmayan bir serbest piyasa ekonomisi modeline sürüklemeye çalıştığı, ancak kültürümüzle bağdaşmadığı için başarılı olunamadığı ve başarı şansının da olmayacağı konuları üzerinde durulmaktadır.

Türk kültürünün hangi coğrafyadan geldiğine bakılırsa doğu kültürünün izlerini taşıyacağı açıktır. Yani toplumcu yönü ağır basan bir kültürdür. Türk kültürü Asya’dan, Avrupa’dan, İslam dininden ve Anadolu coğrafyasında yaşamış insan toplulukları ve milletlerin kültürlerinden etkilenmiş bir kültürdür. Bu nedenlerle bireycileştirilmeye çalışılması ve araştırmalarda bu gözle değerlendirilmesi yanlış değerlendirmelere götürecektir.

Türk kültürünü ideolojik bakış açılarıyla değerlendirmek işin kolayına kaçmaktır. Tembelliğe kaçılmadan yukarıda belirtilen hususlar göz önüne alınarak kültürümüz araştırılmalı ve değerlendirmeler yapılmalıdır.

Türk kültürünün özellikleri olarak; kadercilik, kanaatkarlık, pek girişken ve çalışkan olmaması, ve yeni koşullara uyma esnekliğinde zayıflık gösterme özellikleri sıralanmaktadır. Halbuki bireyci kültürün özellikleri ise; keşfedebilme, anlama çabası, çalışkanlık, belirsizlikten korkmama ve yüksek öğrenme tutkusu olarak sıralanmaktadır. Bireyci kültürün özellikleri ile Türk kültürünün özellikleri karşılaştırıldığında Türk kültürünün bireyci kültür olmadığı açıkça görülmektedir.

Kitabın takip eden bölümlerinde Türk milli eğitiminde bireyci ve girişimci kuşaklar yetiştirme düşüncesinin ilk olarak 1962 yılında gündeme geldiği belirtilmekte, ancak, yazara göre bu çaba Türk kültürünün toplumcu bir kültür olması nedeniyle başarılı olamamıştır. Ayrıca yazara göre bu çabalar başarılı olunamayacağı bilinmesine rağmen kasıtlı olarak gündeme getirilmektedir.

Bütün bu çabaların başarısızlığını, girişimcilerimizin büyük çoğunluğunun ilkokul mezunu olması açıkça ortaya koymaktadır. Yazara göre de bilgi çağında bireyci ve girişimci olmanın yolu, daha iyi eğitimden geçmektedir. Bireyci kültür yaratma gibi kasıtlı çabaları ilköğretim seviyesine indirme yerine öğrenim düzeyinin artırılması ile bireyliği gelişmiş bireyler yetiştirmek mümkün olabilir. Bireyciliği sadece ekonomik alanlarda değil, bir toplumda bütün alanlarda birey geliştirme sorunu olarak görmek gerekmektedir.

Bireyi, özel bir birey olarak algılamak, yetiştirmek ve geliştirmek Türk kültüründe bir uğraş olmamıştır.

Osmanlı İmparatorluğunda bireyciliğin ve dolayısıyla sanayileşmenin gelişmemesini, yazar işbölümünün gelişmemesine bağlamaktadır. Osmanlı İmparatorluğu bir köy toplumudur. Köy toplumunda tüketilen kadar üretilmekte üretim ve işbölümünün derecesi artmamaktadır. Bunun neticesi kanaatkarlık hakim olmaktadır. Ayrıca işbölümünün gelişmediği toplumlarda farklılıklara hoşgörü ile bakılmaktadır. Farklılıklara hoşgörü ile bakılan toplumlarda meslekleşme olgusu ve bağımlılık içinde birlikte yaşam (gruplaşma kültürü) gelişmektedir.