Sevgi Zekası

By | 30 Ocak 2014

Yazar Bozdağ, “Sadece sevgisiz olan yalnızdır. Gülümseyenle, sevenle herkes iş yapmak ister. Allah, içinde sevgisini taşıyan bir kalbi çöplüklerde çürütmez” diyor.

Giriş bölümü

Sevginizi yönetme beceriniz tüm hayatınızı, rollerinizi, kazanımlarınızı, izlerinizi ve eserlerinizi şekillendirir. Sevgi varlığın ve yapmanın; nefret yokluğun ve yıkmanın çekirdeğidir. İyiliklerin temeli sevgi, kötülüklerin temeli nefrettir. Ruhunuzu ceset hapishanesinden sonsuzluğa parlak bir gelecekle taşımanız sevgi becerinize bağlı olacak. Sevgi hayatı hareketlendiren en önemli enerji kaynağımızdır. Sevgi zekasını neden geliştirmeliyiz? Sevgisiz yaşasak ne olurdu? Cevapları şu önemli sevgi alanlarında aramalıyız:

Anneniz-babanız: Sizi dünyaya getiren anne babanızı severseniz, ömrünüzün en güzel yılları sevinçle renklenir; sizi hayata tutunduranlara vefanın harika örneklerini sunar ve onları tekrar buluşmak üzere sonsuzluğa uğurlarsınız

Öz varlığınız: Kendinizi severseniz varlığınızla barışık yaşarsınız. Yüzünüzü gözünüzü aynada görmekten mutluluk duyar, insanların karşısına huzur ve güvenle çıkarsınız. Varlığınızın değerli yönlerini keşfettikçe heyecana kapılırsınız.

Eşiniz ve çocuğunuz: Eşinizi severseniz, hayatınızı en değerli ortağınızla paylaşmanın mutluluğu içerisinde muhteşem ilişkiler geliştirir, sever ve sevindirirsiniz. Evinize sevinçle koşar, döneceğiniz saatin sabırsızlığında yaşarsınız. Çocuğunuzu severseniz onunla onur duyar, ahlaklı yetiştirmek için her türlü fedakarlığa zevkle ve severek katlanır, topluma hayırlı bir eser yadigar bırakırsınız.

Kazanımlarınız: Hayat boyu kazanacağınız makam, eşya, bilgi, yetenek gibi maddi ve manevi değerlerinizi severseniz, daha istekli ve mutlu çalışır, üretir, geliştirir, mutluluk saçar, paylaşır, iz ve eser bırakırsınız.

Bitki-doğa ve hayvanlar: Bu türden çevresel değerleri severseniz, muhteşem düzenle ve estetik güzelliklerle bezenmiş bir evrenin parçası olarak, sayısız dostlarla geçirilmiş bir dünya misafirliği yaşarsınız. Canlılar dünyasından ruhunuza sevgi sevinçleri yayılır.

Vatan-millet: Vatanınızı ve milletinizi severseniz, üzerinde yaşadığınız topraklarda mutluluk hisseder, sokaklarda huzurlu yürür, tatilleriniz, gezinmeleriniz, heyecanlı keşif yolculuğuna dönüşür ve tüm bireylerin kaynaşmasına katkı sağlarsınız.

Dost-Arkadaş: Hayatınız paylaştığınız dostlarınızla anlam ve yön kazanacak, dost çevrenizin yönünde ilerleyeceksiniz.

Allah-peygamberler: Bu değerler sizi dünya ötesine güvenle taşıyacak, kabir kapısından çekinmeden girmenizi sağlayacak en önemli dostlarınızdır. Fani dünyadan, servetinizden kopma endişesine düşmeden cennetin kapısına uçmanız, Yaradanı ve dostlarını sevmenize bağlıdır.

Tüm bu sevgiler hayatınıza yüksek değerler biçiminde yansıyacaktır. Ne istediğinize bakın: Hepsi de ilgi ve adanmışlık gerektiriyor ve hiçbir değere sevgisiz adanamazsınız.

Yetenek geliştirmek istiyorsanız yetenekleri sevmelisiniz ki çalışabilesiniz. Yetenek sabırla ve ilgiyle tekrarlamayı gerektirir. Sevmediğiniz bir yeteneği zorlayarak geliştiremezsiniz.

Üretimi arttırmak üretime odaklanmayı, bu da üretimden zevk duymayı gerektirir. Zevk almazsanız işten kaçmaya çalışır, oyalanır, zaman tüketirsiniz.

Saygınlığınız da sevginize bağlı: Yüksek insanlar sevgisize saygı duymazlar. Sevgiyse, ilişkilerinizi nezaketle yapılandıracak, hoşgörünüzü, erdeminizi ve saygınlığınızı besleyecektir.

Zenginlik her şeyden önce iyi ilişkilerin ürünüdür. Sadece sevgisiz olan yalnızdır. Gülümseyenle, sevenle herkes iş yapmak ister.

Dostluklarınız sevginizin eseri olacak. Herkes hayatını mutluluk duyacağı dostlarla paylaşmak ister ve sadece sevgi sunanla paylaşılan hayatta mutluluk vardır.

Sağlığınız en fazla sevginizden etkilenir. Sevginin verdiği güven ve rahatlık sizi gerilimden uzaklaştıracak, savunma sisteminizi güçlendirecektir.

Kim mutlu bir hayat yaşamak istemez? Terk edilmekten, nefrete uğramaktan, ilgisiz, yardımsız, sevimsiz bir zavallı haline düşmekten kim hoşlanır? Kim kaçılan, statüsü çökmüş, nefret ve intikam küpü bir insan olarak hayatını heba etmek ister?

İşte size Sevgi Zekasının muhteşem yolculuğu. Sevgi Zekasının temel mantığı ve her sevgi unsurundaki sevgi değerlerini nasıl açığa çıkarabileceğimizi yansıtan yaklaşımlar. Yeni ve şaşırtıcı bilgilerle karşılaşmaya hazır mısınız?

Sevgi Zekası- Allah Sevgisi bölümünden bir alıntı:

Hayatı saran çoluk, çocuk, eş dost akraba geçicidir. Bizim herkesten, herkesin bizden ayrılacağı yıllar çok yakın. Asıl kimsemiz odur ki, varlıkta yoklukta, darlıkta dirlikte, hayatta ölümde bizimle birlikte olsun. Böyle birisini arıyorum ve Allahtan başka kimsecikler bulamıyorum.

Yıl 1991 ve mevsimlerden yaz olacak. Üniversiteyi bitireli bir yıl oldu. Geçen o sürede iş buluncaya kadar zamanımı değerlendirmek için bir vakfın işleriyle ilgileniyorum.

Hastalığımın şiddetli dönemlerinden geçiyorum. Ağrılar vücudumu kuşatmış, dalgınım ve ayakta durmakta zorlanıyorum. Ellerim titriyor, kalbimde çarpıntı var. Kimse hastalığıma çare olamıyor. Demek hayatım bu kadarmış; demek iyi bir şeyler yapamadan ölüp gideceğim. Geç saatlerde, yatak olarak da kullandığım kanepeye oturdum; kitaplarımı ve daktilomu küçük sehpama koydum. Penceremizdeki yüksek armut ağacının salınan yaprakları arasından uzun uzun Ay’ı ve yıldızları izledim.

Hayatım ve binlerce insanın yaşantısı hayalimin önünden geçti. Ahlak, Allah sevgisi ve sonsuzluğa hazırlık adına kırıntılar aradım. Bana ne oldu böyle, şu gençler, şu yetişkinler neyin peşinden koşuyorlar? Nasıl oluyor da, inandığımız halde, Allah ve ahıret yokmuş gibi davranmayı başarabiliyoruz? Neden birazcık iyileşince, mal makam, zevk saplantısına kapılıveriyorum?

Mekanlar ve zamanlar arasında hızla dolaştım. Kapıldığımız hayat, her yerde ve her zaman ölümle noktalanıyordu. Tüm şehirler her asrın insanını mezarlara boşaltıyordu. Mezarımı yamaçların birinde yapayalnız gördüm.

Rüzgar mezar başlıklarımın arasında sıralanmış birkaç uzun boylu otu rükua indirip kaldırıyordu. Yüksekten, sağdan soldan, önden arkadan mezarıma bakıp durdum. Sesim çıkmıyordu, bahar bahçelerine bakamıyordum. Yapayalnızdım. Seveceğim, sarılacağım, dayanacağım, güveneceğim birilerini aradım. Evreni yönetenden başkası beni hatırlayıp o topraktan diriltip çıkaramazdı. Ne kadar da O’ndan gafil yaşamışım.

Çevremizi dünyevileşme ateşleri kuşatmış. Alevler kapıdan pencereden, radyodan, televizyondan ruhumuza hamle yapıyor. Binlerce insan, günahlarla sarmalanıp kalbimize yönelen alev oklarının arasında eğlenceli görünüyoruz.

Şimdi gaybı aralamışçasına geleceği net izliyordum. Hemen ve can havliyle bir şeyler yapmalıyım. Bu yanlış yürüyüşten dönebilmek adına ne yapabilirim?

İlk çocuksu cesaretle aklıma siyaset geldi. Ama, kimse beni seçmez. Seçseler de, ben hatip değilim; insanlara iyice bilmediğim gerçekleri anlatmayı başaramam. Cesur değilim, acımasız bir kavga karşısında yılgınlık gösteririm. O benciliğin, tarafgirliğin, çıkarcılığın hâkim olduğu çarkların içerisinde kaybolurum. Siyasi şöhretin zevkine kapılırım. Kaldı ki bu sorunlar siyasetle çözülebilir gibi görünmüyor.

Sonra ilim öğretmeyi, insanlarla üstün değerleri paylaşmayı düşündüm. Neler yapmalıyım derken kendi halime baktım. Ben iki büklüm yaşayan ölüm döşeğindeki kusurlu adamım. Hafızam çökmüş. Cahilim. Dinimi bile doğru dürüst bilmiyorum. Bu zavallı mı insanlara ders verecek?

Gidiyoruz ve elimizden bir şey gelmiyor. Tam hayata tutunduk derken hayatımız bitiyor. Avuçlarıma kapanıp mırıldandım. “Evet, emin olarak tam anladım ki ben bir hiçim. Önümüzde yol açacak gençler neredeler? Kim elimizden tutacak? Kim bizi Yaradana yakınlaştıracak? Kim bizi bu bencillikten ve dünya aşkından kurtaracak?”

Meşguliyetlerim ve dertlerim önemsizleşti. Dünyadan koptum ve ahıret macerasının ihtişamı dalga dalga kalbime çarptı.

Her dalga bir hıçkırık olarak gövdemden boşalıyordu. Hıçkırıklarım öyle çoğaldı ki, misafirlerimin duyacağı korkusuyla yorganımı çabucak açıp, içine girdim. Başımı yastığın altına kapadım. Ağzımı iki elimle tutuyordum; ama feryadım burnumdan, kulaklarımdan ve göğsümden fışkırıyordu. Yatağımda, kafası yeni kesilmiş güvercin gibi titreyip duruyordum.

Korktuğum başıma geldi ve misafirlerimiz kapıma dayandı. Önce seslendiler, daha fazla bekleyemeyip, kapımı açtılar. Ölüyorum veya bana bir şey oldu sandılar. Nihayet rahatladım ve susmayı başardım.

O gün benim en büyük değişim günlerimden biridir. O gün hayatımın en büyük derslerini aldım. Ben bir hiçim; ama Allahın eseriyim. Onun yolundan gidersem, ister öldürür, ister diriltir. Dilerse bir fısıltıyı gök gürültüsüne çevirir. O bizim kudretimize muhtaç değil, sevgimize taliptir. Allah bizi sevmek için yaratmışsa, onu sevmek için yaşamaya hazırım.

Çok geçmeden bir işe girdim. İş ortamı ve sosyal hayat zaman zaman maneviyatımı çökertti. Dünya saplantısı çoğaldıkça, manevi sevgiler azalıyordu. Gün boyu tam mesaideydim. Ama, okudum, okudum, yazdım, yazdım. Boş durmamak için yırtındım. Zincirler, halkalar birbirini takip etti. Açılan kapılardan zahmetine katlanarak girince başka kapılardan geçtim.

Sonunda şunu öğrendim: Bir hiç Allahı kalbine koyduysa, o kalp evrenin baş üstünde taşınacaktır. Allah, içinde sevgisini taşıyan bir kalbi çöplüklerde çürütmez.

İsterdim ki tertemiz bir gençliğim olsaydı, hiç yalan ve küfür söylemediğim, gıybet yapmadığım, düzenli ibadet yaptığım bir gençlik yaşasaydım. Eğitmediler diye kimseyi suçlamaya hakkım yok. Zararın neresinden dönersem kârdır diye bakıyorum geçmişime.

Allah affeder; yıllarca kapısını çalanları dışarıda tutup kurtlara kuşlara yem etmez. Bu çölde uzun süre yolsuz, yersiz, yurtsuz bırakmaz. Bakıyorum hissettiklerime ve ümidim şiddetleniyor. Allah’ı sevenlerle cennet bahçelerinde buluşmayı çok isterim.