Joanne Harris – Kıyıdakiler

By | 4 Şubat 2014

Kim dedi, tekrar baba evine dönmeyeceğinizi?

Joanne Harris’in yeni romanı Kıyıdakiler’in sevimli kahramanına göre baba evine dönmekten başka çare yoktur. Orada, hoş karşılanmayacağını bilse bile…

Fransa sahillerindeki Dewin adası Madeleine’ın ‘evim’ dediği yerdir ve ona göre adanın dünyada bir eşi daha yoktur. Küçük bir çocukken annesi onu, bu küçücük adadan koparmış, kocasını ve hızla çökmekte olan kenti bırakıp gitmiştir. Aradan on yıl geçmiş, annesi ölmüştür. Madeleine mektuplarına yanıt vermeyen, düşlerini doyurmayan babasına geri dönmek istemektedir.

Romanın kahramanı “Kaba ilkel görünümüyle Le Devin güzel bir yer değil,” diyor küçük adası için. Ada iki yıpratıcı güç arasında ezilip kalmıştır. Birinci sorun adanın zengin bölümüyle, Madeleine’in babasının yaşamakta olduğu fakir bölüm arasında yıllardır süre giden kan davasıdır. İkinci önemli sorun ise sürekli yön değiştiren gelgit olayıdır; kent yavaş yavaş denize sürüklenerek enkaz haline dönüşmektedir.

Madeleine , kent halkı azizenin heykelini vaftiz etmek için deniz kenarına taşırken eve döner. Bu vaftiz, halkın gelgit olaylarının yönünü değiştirmek için umutsuzca sarıldığı son çabadır.

Gen kadının birden bire ortaya çıkması babasını şaşkına çevirir ve bir anda azizenin heykeli denize düşer. Bu kötü olay bardağı taşıran son damla olacaktır. Halk kendilerini kapkara bir yılın beklediğine inanır. Madeleine böyle bir günde eve dönmeyi düşlememiştir.

Harris romanı kurgularken ilginç risklere girmiş. En çarpıcı olanı da baba-kızın tekrar birleşmesini oldukça uzatmasıdır. Adam öylesine derin bir bunalım içindedir ki artık konuşamaz bir hale gelmiştir.

Roman, insani duyguları büyük bir dürüstlükle gözler önüne serer. Usanç ve artık bakıma muhtaç garip ve zor babaya duyulan sevgi gibi hisler birbirleriyle çarpışırlar. Ama Madeleine kendine karşı pek de dürüst değildir. Kendisini dalgaların oradan oraya savurduğu karaya vuran bir eşya gibi hisseder; karaya oturmuş bir tekneden farksızdır. Babası da iyileşmesi için kızının gösterdiği çabalara kulak asmaz. Ama Madeleine yok olmanın eşiğine gelmiş kenti turistik bir yöreye çevirmeye kesin kararlıdır. Halk yok olmanın kaçınılmazlığına sığınıp sızlanıp dururken Madeleine stratejik noktalara kum torbaları ve dalga kıranlar kurmak için çırpınır. Yaşamları denizle iç içe olduğu halde bu insanlar mavi suya küsmüşlerdir. Kendilerini kurtarmak için çaba göstermektense, umutlarını mucizlere bağlayıp batıl inançlara dört elle sarılmayı yeğlerler.

Sonunda Madeleine kent halkının insanın içine kasvet çökerten batıl inançlarına kulak asmayan, ahlak kurallarını hiçe sayarak daha etkili eylem yolları arayan kim olduğu belirsiz bir plaj serserisiyle işbirliği yapar. Ama Gelgit’e karşı verilen savaşların sonunda elde edilen zaferlerin kısa ömürlü olduğu bir gerçektir.

Kıyıdakiler’de, Harris daha önceki eserlerinde işlediği konulardan uzaklaşmıştır. Bu kez bir kadının ruhsuz, tembel bir toplumu nasıl canlandırdığını anlatır okuruna.

Globalleşme çağında küçük kentlerin ölüme mahkum olması tüm dünyada endişe yaratıyor ve açıkçası yazarlar, bu karmaşık fenomenin incelenmesinde ekonomistlerden daha verimli oluyorlar. Sosyal ve çevresel sorunların üstesinden gelebilen güçlü bir toplumun duygularını zarafeti ve zekasıyla tamamlayan yazar, etkileyici lirik bir roman kaleme almayı başarmış.

Romanı okuduğumuzda Madeleine’ın “İşte adalı olmak budur; bir yere ait olma duygusu budur,” sözü ile ne demek istediğini anlıyorsunuz .