Istanbul hukumeti ve milli(2. cilt)

By | 30 Ocak 2014

KİTABIN ÖZETİ :

Kitap, Prof. Dr. Sina Akşin’in “İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele” adlı temel bir başvuru yapıtı olan kitabının ikinci cildidir. “Mutlakiyete Dönüş” adını taşıyan birinci ciltteki olaylardan sonraki dönemin incelendiği “Son Meşrutiyet” adını verdiği bu yapıtında Sina Akşin, 1919 sonbaharında Damat Ferit hükümetinin çekilmesinden 1920 ilkbaharında Damat Ferit’in yeniden iktidar olmasına kadar yaşanan siyasal olaylara ayrıntılı bir şekilde değinmiştir.

Söz konusu dönem çağdaş Türkiye’yi açıklama çabasında önemli ipuçları içermektedir. Eser bu döneme ışık tutmaktadır.

Ali Rıza Paşa Hükümeti göreve geldiği sırada Osmanlı Devleti ya da Türkiye bir yıldır galip devletlerin elinden çıkacak olan barışı beklemekteydi. Oysa Osmanlıyla benzer kaderi paylaşan Almanya, Avusturya, Bulgaristan ve hatta Macaristan barış anlaşmalarını imzalamışlardı. Bu geç kalışın temelinde Amerika Birleşik Devletleri’nin Türk toprakları üzerinde kurulması daha önce gizlice San Remo’da planlanan az Ermenili geniş topraklı Ermenistan ütopyası ile ilgili karar vermesindeki gecikme yatmaktaydı.

Esasen bu gecikme Türkiye için yararlı sonuçlar da doğurmuştur. Basit bir akıl yürütme yapılacak olursa bu gecikme yardımıyla:

a. ulusal direnişin örgütlenmesini sağlayacak uzunca bir süre sağlandı,

b. Rusya’daki iç savaş Bolşeviklerden yana sonuç vermeye başladığından, Türkiye’deki ulusal mücadeleye Sovyet yardımı olanaklı hale geldi,

c. İngiltere ile Fransa arasında uzunca süredir devam eden sorunlar artık su üstüne çıkmaya başlayarak ulusal direnişe olumlu etki yapmıştır.

Diğer taraftan bu tezin tersini savunmak da olası görülmektedir. Buna göre, Sevres kadar ağır erken bir barış olsaydı ulusal direniş daha kolay olurdu çünkü:

a. Türk toplumu savaş yorgunluğunu daha çok hissetmekle birlikte bir iç savaş durumu, yani bir kutuplaşma ve parçalanma yaşamamış olacak, belki yek vücut olarak mücadeleye girecekti,

b. Yunanlılar İzmir’e çıkmış dahi olsalardı istila hazırlıkları Haziran 1920’deki kadar fazla ilerlemiş ve organize hale gelmiş olmayacaktı.

Aslında bu tartışma kurgusal ve ciddi tarihçilikle pek de bağdaşmayan bir tartışmadır; ama mütareke döneminin dinamiklerini çarpıcı bir biçimde gözler önüne sermek gibi bir yararı bulunduğu söylenebilir.

Bu dönemde Mustafa Kemal Atatürk’ün üstün askeri kişiliği ve eşsiz devlet adamlığının Türkiye’nin kaderi üzerinde ne denli direkt etkisi olduğu açık bir şekilde görülmektedir. Ulusal kurtuluş mücadelesi ve sonrasında izlenen akılcı politikalar işgalcilerin tüm planlarını alt üst etmiş ve çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin sağlam temellerini atmıştır.

Atatürk cesur siyasetlerin adamı olmuştur. Olaylar onu haklı çıkarmıştır. Atatürk durum muhakemesini, İtilaf devletlerinin sert bir barışa zorlayacakları, Padişahın bu sert barışa boyun eğeceği ve bununla kalmayarak mutlakiyete ya da güdümlü bir meşrutiyete gitmek üzere demokratik-ulusçu hareketi ezmeye çalışacağı hesabına göre yapmış, dolayısıyla buna karşı cesaretli bir siyaset takip etmiş, nitekim gelişmeler de onu haklı çıkarmıştır.

Zaman içinde Padişah Vahdettin’in İngilizlere paralel politikalara yönelmesiyle kamuoyu Atatürk’ün destekçisi haline gelmiş ve bu desteği arkasına alan Atatürk’ün başarıya ulaşması daha kolay bir hal almıştır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğindeki hareket, basit bir anlaşmazlığa karşı koyuştan çok daha büyük anlam taşımaktaydı. Daha önce Balkanlar’da yaşanan ve Türkler’in Balkanlar’dan sökülmesini amaçlayan politikalar o dönemde Anadolu topraklarına kaymıştı. Sert bir barış planlanmaktaydı; yani başka bir ifade ile İtilaf devletleri Anadolu’da Türk istemiyordu. Bu sertlik Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde karşı sertliği doğurdu. Kazanılan başarı temelde Türklerin anayurdu olan Anadolu’dan çıkarılamayacağının bir kez daha dünya kamuoyuna gösterilmesiydi.

Dünya diplomasi tarihinde baş rollerde yer alan Fransa, İngiltere gibi devletler ve onların maşası konumundaki Yunanistan başta olmak üzere birçok Batılı devletin bir araya gelerek uygulamaya çalıştıkları “Anadolu Projesi”, yani Sevres Anlaşmasını, hayata geçirme ütopyası karşısında Mustafa Kemal Atatürk’ün üstün bir ilerigörüş, diplomasi ve politika alanda da Batılılardan hiç de geri kalınmadığını ispat edercesine yapılan manevraları ile Türkiye Cumhuriyeti’nin dünya devletler ailesinde saygın bir yere yerleşmesine temel oluşturmakla kalmamış, aynı zamanda diğer ezilen toplumlara da eşsiz bir örnek teşkil etmiştir.