Faust 2 PDT

By | 30 Ocak 2014

Faust ve Mephisto

26 Jun 06

Goethe‘nin Faust‘unu okudunuz mu bilmiyorum. Faust, Goethe’nin en önemli iki eserinden birisidir.Yazılması 62 yıl süren Faust, sadece Goethe’nın değil, dünya edebiyatının da en önemli klasiklerindendir. Faust, çağının bütün bilimlerini öğrenmeye çalışan, büyücülüğe meraklı, gezgin, bilgi ihtirası içinde kıvranan, karamsar bir kişidir. Mutluluğu aramakta ama bir türlü bulamamanın acısıyla kıvranmaktadır. Mephisto ise şeytanı temsil eder. Faust’un bu durumunu fırsat bilip onu kolayca baştan çıkarabileceğini, istediklerini yaptırabileceğini düşünür.

Faust ile Mephisto bir anlaşma yaparlar. Mephisto, Faust’u mutluluğa ulaştıracak Faust’ta ruhunu Mephisto’ya teslim edecektir.Tanrı ise yaratılış itibarı ile iyi olduğunu ve ruhunun iyiliği ile doğru yolu bulabileceğini bildiği için Mephisto’nun Faust üzerinde istediğini yapmasına izin verir.Goethe’nin gerek Faust’daki gerekse diğer eserlerindeki teolojik görüşleri İslam’la birebir aynıdır. Goethe eserlerinde Hristiyanlığı ve teslis akidesini sert bir şekilde eleştirmiştir. İslam’a ve Peygamberimiz(sav)’e büyük hürmet besleyen, O’na övgüler düzen Goethe’nin İslam dinine olan ilgisi ömür boyu sürmüş ve “kendisinin Müslüman olduğu zannını reddetmediğini” söylemiştir. Zaten “West Östlicher Diwan”ı (Doğu-Batı Divanı) okuyan birisi onun müslümanlığından şüphe etmek için kendini bayağı zorlamalıdır.

Faust’tan ve Goethe’nin teolojik görüşlerinden bu çok kısa girizgâhla bahsettikten sonra, alıntılamak istediğim, Faust’un “Gökyüzünde Prolog” başlıklı kısa giriş bölümüne de kısaca değineyim. İnsanın en önemli sorusu “neden buradayız?”dır. Mephisto’nun Faust üzerine gönderilişini anlatan bu bölüm “insanoğlunun en mühim sorusunun” cevabı niteliğinde. Bizler bu dünyada varız ve bu gerçeği değiştiremiyoruz. Varolduğumuza göre “bunun mutlaka bir amacı olmalı” diye düşünmek kaçınılmaz. Kötülük sorununu bu düzlemde çözmenin imkansızlığı ve insana bahşedilen en ulvî duygulardan birisininde adalet olması gerçeği eskatolojiyi zorunlu kılmakta. Eskatolojisiz bir teizm, güdük ve anlamsızdır; Yaratıcı’nın sıfatlarının tecellilerini, ve insan fıtratına verilen ulvî değerleri bulanıklaştırır, insanı belirsizlikler içinde bırakır ve donuk bir bakışa hapseder.

İşte Goethe, bu eserinde insanın varoluş sorusunu işlemekte; “eskatoloji”yi, “dünyaya düşme”yi ve “insanın mücadelesi”ni temsili bir tarzda enfes bir dille anlatmaktadır. Bu edebî ziyafeti okumayanlar varsa kitapçılarına uğradıklarında sepete atmalarını öneririm.

Kulaklarınızı açın.. Goethe’ye, Faust’a ve “Gökyüzündeki Prolog”a şahit olun:

Üç büyük melek öne çıkar:

İSRAFİL: Güneş yaratıldığı günden beri, kardeş kürelerle birlikte, ahenk içinde ve yıldırım süratiyle seyahatine devam ediyor.Hiç bir fâninin hikmetine nüfuz edemeyeceği bu muhteşem eserler, akıllara durgunluk verirken; sanatkarına da perestiş ettiriyor.

CEBRAİL: Dünya da Güneş’in cazibesine kapılmış giderken, kendi ekseni etrafında baş döndürücü bir hızla dönüyor; gece ve gündüz zamanı aralarında paylaşıyor. Denizler, kayalara çarparak köpürdükleri halde, dalgalar aldıkları emre uyup geri dönüyor; karalara hücum etmiyor. Denizler kadar, dağlar da kürenin hızına ayak uydurmuş; durmadan fezada yüzüyor.

MİKAİL: Kasırgalar yeryüzünde bu ahengin tesadüfî olmadığını göstermek için karada ve denizde gürleyerek dehşet saçıyor. O sırada göklerden bir ses işitiliyor; şimşekler çakıyor, yeryüzünü aydınlatıyor, insanları uyandırıyor. Ey yüce Allah’ım! Yalnız senin elçilerin bu gümbürtülerin gerçek hikmetini kavrayıp seni takdis ediyorlar.

ÜÇÜ BİRLİKTE: Hiç kimse hikmetine tam nüfuz edemediği halde, senin bakışın meleklere kuvvet veriyor. Bütün o yüksek eserlerin, ilk günkü kadar ihtişamlı duruyor.