Bilimin Kökeni

By | 15 Ekim 2021

Kökleri çok gerilere uzanmakla birlikte bilim, uygarlığımızın çok yeni sayılan bir ürünüdür.

  • Tarih öncesi ve ön tarihi dönemlerde felsefe, din, efsane gibi ruhsal; el sanatları dışında pratik yaşam ihtiyaçlarına yönelik uğraşılar dışında, gözleme dayalı kavramsal düşünme demek olan bir bilimden söz etmek zordur.
  • Ancak bu tür uğraşıların bilime kaynaklık ettiği inkâr edilemez.
  • Bilimsel düşünme ve bulma çabasının kökeninde biri yaşamı güvenilir ve rahat kılma diğeri dünyayı anlama gibi iki temel ihtiyaç yatmaktadır.
  • Bu ihtiyaçlardan ilki insanlığın uzun tarihinde kuşaktan kuşağa bırakılan çeşitli yaşantı ve beceri biçimlerini kapsayan bir teknik geleneği, ikincisi insanoğlunun duygu, inanç ve düşüncelerini içinde toplayan bir kültürel geleneği oluşturmuştur.
  • İki gelenek başlangıçta birbirine yabancı kalmış, ayrı ellerde etkileşim olanağı bulamamıştır.
  • İlki: zanaatçıların; ikincisi: şair, politikacı ve filozofların uğraşı alanı olmuştur.
  • Bu ayrılık ancak yeniçağın başlarında ortadan kalkmaya başlamıştır.
  • İkisi karşılıklı olarak etkileşime geçmeye başladığı andan itibaren modern anlamda bilim de doğmaya başlamıştır.
  • Rönesans’la başlayan bilimsel düşünme ve araştırma çabası, iki geleneğin, deneye olanak veren teknik becerilerle, kavramsal düşünmeye yol açan metafizik türden teorik çalışmaların etkili bir kaynaşmasına dayanmıştır.
  • İnsanın doğaya egemen olma isteği ile doğayı anlama ihtiyacının birleşmesi modern bilimi doğurmuştur.
  • Aslında ilk topluluklarda bile bu iki istek birbirinden tümüyle bağımsız değildir. İnsan doğa ile ilişkisinde basit teknik becerileri kullandığı kadar büyü türünden bir takım yöntemlere başvurmaktan da geri kalmamıştır. Büyünün amacı da teknoloji gibi doğayı etkilemektir (hastalıkları iyileştirmek, doğal felaketleri engellemek, düşmanların yok olmasını sağlamak gibi…).