Bilim Tarihi

By | 15 Ekim 2021

Bilim tarihi kısaca bilimin doğuş ve gelişme öyküsüdür. Toplumun yaşadığı dönüşüm konusunda önemli ipuçları vermektedir.

  • Amacı bir bakıma nesnel (objektif) bilginin ortaya çıkma, yayılma ve kullanılma koşullarını incelemek bir bakıma da nitelikleri belli bir yöntemin, bir düşünme türünün, hatta geniş anlamda bir bakış açısının oluşumunu saptamaktır.
  • Bilim tarihi amacına, bilimin ulaştığı sonuçları sıralamak yerine bu sonuçları, bağlı oldukları koşullar çerçevesinde açıklayarak ulaşır. Kavram, teori ve anlayışların doğuşu ve gelişimi ortaya konulmaya çalışılır.
  • Düşüncenin serbestliğe kavuşması, akılla batıl inançların çarpışması, insanoğlunun “dogru”yu araması ve giderek ona yaklaşması, hata ve akıl dışı saplantılarla savaşması… Bilim tarihinden öğrenebileceğimiz şeylerden başlıcalarıdır.
  • Bilim tarihi insanlığın nereden gelip nereye gittiği konusunda heyecan verici bir serüvenin öyküsüdür. Bu öyküde bilimde zorlukla elde edilen başarılar, bilimle uğraşanların yaşadıkları zorluklar, buluşlara kaynaklık eden ilginç esin kaynakları, başarılar, yaratıcı hayal gücü örnekleri, buluşları ortaya koyma yolunda çekilen büyük sıkıntılar, dogmalara karşı edilen savaşlar vardır.
  • Bilim tarihi ancak son 40–50 yıllık dönemde akademik bir disiplin niteliği
    kazanmıştır.
  • Uygar bir toplum iyi eğitilmiş, kendi geleceğini kendisi belirleyen, özgür eleştiri ve özeleştiri yapabilen çağdaş bireyler tarafından sağlanabilir.
  • Bu anlayışla bilim tarihi, okutulması gereken derslerden biridir. Özellikle
    üniversitelerde amaç, bilgiyi yüklemek değil, bilgiye nasıl ulaşılacağını ve bilginin nasıl kullanılacağını aşılamak olduğundan, konusu bilimin serüveni olan bu dersin anlamı daha da artmaktadır.
  • Tarihçiler daha çok uygarlığımızın siyasal, ekonomik ve savaş ile ilgili cepheleri üzerinde durmakta, bize evreni tanıtan, doğa kuvvetleri üzerinde egemen olma olanağı sağlayan, tüm düşünme ve yaşama koşullarımızı biçimleyen bilimin gelişmesiyle yeterince ilgilenmemektedirler.
  • Dünyada ilk bilim tarihçisi Auguste Comte’dir. Aynı zamanda ilk bilim tarihi dersleri veren kişidir. Pozitivist felsefenin ve sosyolojinin kurucusu olarak da bilinir.
    Bilimlerin de belli bir gelişim sureci içinde ortaya çıktığını iddia etmiş, derslerinde bilimin toplumla olan ilgisini ortaya koymaya çalışmıştır.
  • Türkiye’de ilk bilim tarihçisi ise Adnan Adıvar’dır. Fransa’da yaşadığı yıllarda “Osmanlı Türklerinde İlim” adlı eseri kaleme almıştır.
  • Türkiye’de bilim tarihinin gelişmesini sağlayan isim ise DTCF’nin bilim tarihi kürsüsünü kuran Aydın Sayılı’dır. Atatürk’ün yurt dışına gönderdiği örgenciler arasındadır.
  • Bilim çoğu kez sanıldığı gibi ilk defa ne Rönesans’tan sonra ne de Batı dünyasında ortaya çıkmıştır.
  • Bilim insanlığın ortak kafa ürünüdür; kökleri ilk toplumların yaşamına kadar uzanır.
  • Bilimi anlamak, bilim öncesi veya bilim dışı düşünme biçimleriyle ilişkilerini bilmemizi gerektirir.
  • Bu nedenle bilim tarihi mitoloji, din, sanat ve metafizik gibi konulara da, bilimle ilişkileri bakımından yer vermek zorundadır.
  • Bilimin gelişiminde 4 aşama tespit etmek mümkündür:
    1. Mısır ve Mezopotamya Uygarlıklarına rastlayan empirirk1
    (görgüsel) bilgi toplama aşaması
    2. Eski Yunanlıların evreni açıklamaya yönelik akılcı sistemlerinin kurulduğu aşama
    3. Ortaçağların Yunan felsefesi ile dinsel dogmaları bağdaştırma çabası karşısında
    İslam dünyasındaki bilimsel çalışmaların parlak başarılarını kapsayan aşama
    4. Rönesans sonrası gelişmelerin yer aldığı modern bilim aşaması
  • Doğu ve Batı arasında adeta zikzak çizen bilimsel gelişmeyi kalın çizgileriyle şöyle özetleyebiliriz:
  • Doğu uygarlıklarının urunu olan bilim Batı’ya geçer; önce İyonya’da, daha sonra Atina ve Güney İtalya’da büyük bir atılım yapar; tam gelişme hızını yitirmeye yüz tuttuğu bir sırada yeniden Doğu’ya döner ve Nil ağzında kurulan İskenderiye’de yeni bir parlak döneme girer.
  • Ancak bu dönem de uzun sürmez. Geometri, astronomi, fizik ve coğrafya gibi bilim dallarında sağlanan gerçek başarılara karşın, Roma yönetiminin giderek yozlaşması ve Hıristiyanlık ile birlikte türlü mistik inanç ve saplantıların yayılması karşısında araştırma ve öğrenme ruhu Batı’da canlılığını yitirmekten, hatta ortadan silinip gitmekten kurtulamaz.
  • Ortaçağ karanlığının ortama egemen olmasında Hıristiyanlığın rasyonel düşünce ile çelişkisi önemli bir etkendir. İskenderiye kitaplığının ilk kez Hıristiyanlarca yakılması bu çelişkinin en açık bir belirtisi sayılabilir.
  • Yunan bilim ve felsefesini temsil eden Nesturilerin Hıristiyan baskısından kurtulmak için giderek doğuya çekilmeleri; bu arada Yeni Platoncu okulun son büyük temsilcisi Hypatia’nın İskenderiye’de bir Hıristiyan papazı tarafından öldürülmesi bu dönemi niteleyen olaylardır.
  • Bilimin yeniden canlanma hareketi, İslamiyet’in ortaya çıkmasıyla gene Doğu dünyasında kendini gösterir. Avrupa’nın 12. yy.’la başlayan ve Rönesans’tan günümüze kadar giderek hızlanan parlak bilimsel başarılarını, azımsanmayacak ölçüde, İslam döneminin çalışmalarına borçlu olduğu inkâr edilemez.
  • Ancak her zaman için bilim hiçbir ırkın, kültürün veya bölgenin tekelinde değildir.