beyaz gemi ;
Refik Özdek Onun iki masalı vardı. Biri kendisinindi ve başka kimse bilmezdi. Ötekini ise dedesi anlalmıştı ona. Sonra ikisi de yok olup gitti. Şimdi biz bunlardan söz edeceğiz. O yıl yedi yaşını doldurmuş, sekizine basıyordu. Ona önce bir çanta aldılar. Kulpunun altında parlak madenden yaylı bir kilidi bulunan; siyah deri taklidi bir çanta. Ivırzıvır şeyleri koymak için güzel bir üst cebi de vardı. Ahım şahım bir şey değildi ama yine de güzel bir okul çantasıydı işte. Aslında herşey bu çantanın alınmasıyla başladı. Bu çantayı ona dedesi bir gezgin satıcıdan almıştı. Gezgin satıcı maşinmağaza denilen otomobiliyle, dağlarda sürü besleyenlere öteberi satmak için dolaşır ve bazen SanTaş vadisine kadar gelirdi. Orman korucularının orurduğu SanTaş vadisi, boğazların, yamaçların arasından ormana doğru uzanan bir bölgeydi. SanTaş’ta sadece üç aile otururdu, ama maşinmağaza bu ormancı ailelere de bir şeyler satmak için ara sıra buralara kadar tırmanırdı. Üç ailenin tek oğlan çocuğu olduğu için satıcının geldiğini ilk gören her zaman o olurdu. Ve, kapıdan kapıya, pencereden pencereye koşarak avaz avaz bağırırdı: Geliyoor! Maşinmağaza geliyor! IsıkGöl’ün kıyısından başlayan, taşlarla çukurlarla dolu bir yol, boğazın içinden ve sel yalağından geçip, SanTaş’a kadar çıkardı. Böyle bir yolda araba sürmek hiç de kolay değildi. Yol, Karavul dağının eteğine gelince dar geçitten ayrılır, dağın bir memesine tırmanır . onlari yavrulari gibi büyütecegini söylemis. Çocuklari alip güneylere IsikGöl kiyilarina gelmis. O iki çocuk büyümüs, Kirgizlar onlarin soyundan yeniden türemis. Ve bu insanlar Boynuzlu Maral Ana’nin çocuklarina hep saygi duymus, onlari avlamamislar. Ta ki, yillar sonra dosta düsmana ne kadar zengin olduklarini göstermek için, ölen babalarina yaptiklari görkemli bir cenaze töreninde, ogullari onun öte dünyada Boynuzlu Maral Ana’nin soyundan oldugunun anlasilmasi için, mezarinin basina büyük bir maral boynuzu dikmeyi düsünene kadar… Bundan sonra ölenlerine saygi ifadesi olarak, mezar baslarina maral boynuzu dikmeye baslamislar. Boynuzlu Maral Ana bu insanlara küsmüs, kalan yavrularini alip oraya veda ederken, bir da ha geri dönmeyecegini söylemis. Bir gün dede sevinçle çocuga marallarin geldiklerini, onlari ormanda gördügünü söyler. Çocugun sevincinin tarifi yoktur. Bir gün Orozkul bu marallardan birini avlayip misafirlerine ikram etmek ister. Tüfek Orozkul’a muhtaç olan Mümin dedenin eline verilir ve maral ona vurdurulur.Çocuk bütün bunlar olup biterken evde hasta yatmaktadir. Disari çiktiginda insanlarin sevinçle et paylastiklarini görür. O gün ilk defa dedesinin içki içtigine sahit olur. Etrafa bakinirken öldürülen maralin boynuzunu görünce, üzüntüsünden ne yapacagini bilemez. Birden içinde bir balik olup babasina gitme istegi dogar. Yakinlardaki çaya kosan çocuk, kendini azgin sulara birakir.