BEDİÜZZAMAN, “ AVF, MESLEK AHLAKI” ve “ İLA-YI KELİMETULLAH”

By | 4 Şubat 2014

GİRİŞ:

Burada ilk olarak Bediüzzaman’ın i’la-i kelimetullah kavramına yüklediği anlam üzerinde duruluyor. Daha sonra ise i’la-i kelimetullah safhasına ulaşabilmek için gerekli kurumlardan olan Avf meslek ahlakının nitelikleri yine Bediüzzaman’ın yaklaşımı esas alınarak belirlenmeye çalışılıyor. Bu arada i’la-i kelimetullah safhasına ulaşmada Avf meslek Ahlakı’nın taşıyıcı kadrosu olan “Öncü Azınlık’ın” çeşitli kategorilerini oluşturan “ esnaf İslam’ı” ve “ Müçtehit İslam’ı” kurumlan inceleniyor. Bunlar incelenirken sadece iktisadi faaliyetlere yakınlığı ölçüsünde sosyal ve siyasal ele alınıyor.

BEDİÜZZAMAN ve İ’LA-YI KELİMETULLAH KAVRAMI

İ’la-yı kelimetullah kavramına Bediüzzaman İslam medeniyeti anlamını yükler ve i’la-yı kelimetullah’ın bu safhaya ulaşması için ancak “ maddeten terakki ve hakiki medeniyete girmekle mümkün olabileceğini” (1) ileri sürer. Aynı şekilde “ Fen ve sanat silahıyla i’la-yı kelimetullah’ın en müthiş düşmanı olan cehil, fakr ve ihtilaf ı efkara karşı cihat edeceğiz” diyerek i’la-yı kelimetullah safhasının temel dinamiklerinden olan bilim ve teknolojiye işaret eder. Hatta Bediüzzaman Hazretleri daha da ileri giderek “ i’la-yı kelimetullah’a mani olan şeyin şeriata da mani olacağını söyler” (2)

İslam toplumları ölçeğinde şimdiye kadar yazara göre iki i’la-yı kelimetullah safhasına şahit olunur.

Birincisi: asrı saadet.

İkincisi: 15.-16. yüzyıllara tekabül eden Osmanlı medeniyetinin belirlediği safhadır.

İ’la-yı kelimetullah safhasının niteliklerini şöyle özetleyebiliriz.

Bu seviye öyle bir ümmetsel tavandır ki buraya sadece bir cemaat, kavim millet ve devletin çalışmaları ve birikimleriyle değil topyekün bir ümmetin gayreti, bilgi, teknoloji kültür ve düşünce birikimiyle ulaşılabilir. Doğal olarak ilk hareket “tecdit çevresi” dediğimiz “ mikro çevrede” buluşan ve adını “oncu azınlık” dediğimiz kesimin akıl almaz dinamizm ve faaliyeti ile başlayacaktır.

Fakat daha sonra bu hareket anonimleşerek ümmete mal olacaktır.

İ’la-yı kelimetullah safhasının olarak iki boyutu vardır.

Birincisi; İçe dönük yaşama tarzı şeklinde oluşan boyutu (insan-ı kamil)

İkincisi; Dışa dönük eylem tarzında ortaya çıkan boyutu. İçe dönük yaşama tarzının en göze çarpan müessesleri, adalet, şefkat, iffet, hikmet, ihsan marifet ve iktisat’dır.

Aslında dışa dönük eylem ve aksiyon niteliğinden daha önemli ve verimli olan içe dönük yaşama tarzı olan yukarıdaki niteliklerin hayatta gerçekleştirilmesidir.

Dışa dönük eylem boyutu ise iktisadi, sosyal, siyasi ve bilimsel sahalarda ortaya çıkar.

Böyle bir seviyeye ulaşmak Bediüzzaman hazretlerine göre aynı zamanda ümmet için bir farz-ı kifayedir. Ancak bu seviyeye çıktıktan sonra ümmet Allah’ın arzu ve isteklerini insanlığa ulaştırabilir.

Bediüzzaman hazretleri Muhakemat adlı eserinde bilimsel alanda gelişmelerle alakalı şunları söyler.

“ ….sani-i zülcelalin hilkat-i ademde cari ve taksimul-amal kaidesinden akan kanun-u tekemmül farz iken. ….bu emre ümmet gerektiği şekilde itaat etmemiştir. Oysa şeriat-i hilkatin farz-ul kifayesi hükmünde olan fünun ve sanayinin edasına bir emr-i manevi vermişken en ümmet su-ı istimal ile o şevki kırmış ve söndürmüştür. Zorunlu olarak tabunun hem dün evi hem de ahirete ait sonuçları son derece olumsuz olmuştur.

Daha önce de belirtildiği gibi i’la-i kelimetullah tarz-ı ve usulü her dönemde farklı olmuştur. l5. ve 16. yüzyılın i’la-i kelimetullah tarzının geniş ölçüde teorik planda belirleyicisi olan İmam-ı Gazali ve izleyicileri tüm vurguyu içe dönük insa’ya kaydırmıştır. İhya, ihlas, riyazet, tevekkül, kanaat, rıza, sabır gibi içe dönük insa temalarıyla doludur.

Bediüzzaman Hazretleri ise bu zamanda ila-i kelimetullah’ın ancak “ maddeten terakki” ile olabileceğini öngören düşüncesinden hareketle bilim, teknoloji, endüstri, iletişim, felsefe ve askeri organizasyonlardan bahsedilebilir.

Gelecekte ortaya çıkacak dünya görüşü ne şekilde olursa olsun şimdi ve yakin gelecekte hakim olan paradigma “ maddeten terakki” ye dayandığından bu dönemlerde de i’la-i kelimetullah ancak maddeten terakkiyle olabilecek demektir. Maddeten terakki için ise de iki önemli beşeri dinamik gerekmektedir. Bunların birincisi “Esnaf İslam’ı”, ikincisi ise “Avf ve meslek ahlakı”’dır.

ESNAF İSLAMI:

İla-i kelimetullah sürecinin en önemli ve ilk mimarlarından biri “ Esnaftır” .

Burada “ esnaf ” kurumundan, faaliyet olarak orta ölçekten başlatıp yer yer büyük ölçeklere doğru meyillenen son derece esnek ve verimli bir üretim ve dağıtım yapısına sahip üretim ünitelerini ve bu üniteleri organize eden kadroları kastediyoruz.

Bununla birlikte yazar dev holding ve şirketleri esnaf İslam’ı içerisine almamaktadır. Weber’e göre Avrupa kapitalizminin gelişiminin temelinde özerk şehirler ve onların gelişmesinde de zanaatkarlar ve küçük tüccar gibi belirli statü gruplarının oluşturduğu şehre Weber ne spekülasyon ve bankerlik gibi kirli ve şaibeli faaliyetler peşinde koşan vurguncuları ne de kıraç kesimlerde yaşayan köylüleri kapitalist gelişme için gerekli bir unsur olarak görmez.

Bu bakımdan Esnaf İslam’ı dediğimiz kesimin de orta ve ortanın üzerinde bulunan ölçek ve ünitelere mahsus olması çalışma şevkinin ve mukiyet duygusunun kaybolduğu beşeri ve doğal çevrenin istismar edildiği dev holdingler ve kartellerin hem ekonomik gelişme hem de İslami duyarlılık acısından arzu edilmeyen bir yapılanma olacağını düşünmeliyiz.

Avf meslek ahlakı ve i’la-i kelimetullah “ avf meslek ahlakı” büyük sahabi aşere-i mübeşşere’den Abdurrahman bin Afv (ra) `a izafen söylenmiştir.

Bilindiği gibi Abdurrahman bin Avf (ra) her şeyini bırakarak Medine’ye hicret etmesi ve daha sonra kazandığını İslam yolunda tasadduk etmesi gerek aktif hayat anlayışı, gerekse “ infak” ve ihsan gibi Müslüman’ca davranışı Abdurrahman bin Avf (ra) meslek ahlakın zamanımız Müslümanları için önemli bir model konumuna getirmektedir.

Avf meslek ahlakının nitelikleri Kuran-ı ilkelere dayanan niteliklerdir. Bunlar şevk, hikmet, insan, infak, adalet, kudsiyet, rıza marifettir. Biz bunlardan sadece şev ve hikmet üzerinde duracağız.

Avf meslek ahlakının birinci niteliği: şevk;

Şevk ihtiyacın bir üst derecesini ifade eden bir istek ve arzu düzeyidir. Nitekim Bediüzzaman da bir ifadesinde “ Muzaaf ihtiyaç iştiyak ve muzaaf iştiyak, incizap” diyerek bu manaya dikkat eder. Kendi orijinal ifadesiyle “ kainatta bitecrübe her şeyin bir nokta-i kemal-i vardır. O şeyin o noktaya bir meyli vardır. Muzaaf meyil ihtiyaç olur. Muzaaf ihtiyaç iştiyak olur. Muzaaf iştiyak incizab olur ve incizab iştiyak ve meyil cenab-ı hakkın evamiri tekviniyesinin mahiyeti eşya tarafından birer habbe ve imtisalidirler” .

Şevk unsurunu meslek ahlakı açısından değerlendirdiğimizde ise şunları söyleyebiliriz. Esnaf İslam inin mesleğine ve mesleğinin icrasına karşı ciddi bir şevk içinde bulunması gerekir. Her türlü ataletten tembellikten ve uyuşukluktan uzak olarak son derece dinamik ve faal bir şekilde dünya işlerine sarılmalıdır. Dünyanın ahiretin mezrası olduğunu yaklaşımından hareketle Bediüzzaman ısrarla ümmeti atalet ve mevcutla yetinmekten uzak durup ileri derecede bir şevkle çalışmaya teşvik eder.

“En bedbaht, en muzdarip, en sıkıntılı kişi ıssız olandır. Zira atalet, ademin birader zadesidir. Sai vücudun hayatı ve hayatın yakazasıdır.

Şevkin en önemli kriterleri yüksek teşebbüs gücü ve kişinin mesleğiyle bütünleşmesidir. Daha açık ifadesiyle esnaf İslam’ının ileri derecede bir müteşebbis kimlik ve ruhaniyata sahip olmasıdır.”İki gününü müsavi” yapmayacak şekilde sürekli bir faaliyet ve dinamizm içinde bulunmasıdır.

Madem i’la-i kelimetullah böyle bir faaliyet ve atılım sonunda gerçekleşecek bir toplumsal safhadır. Öyleyse esnaf İslam’ının da ticari ve ekonomik faaliyet kararlarını da doğrudan i’la-i kelimetullah’a yönelen bir faaliyet ve karar olarak görmesi ve değerlendirmesi gerekir.

Bediüzzaman’a göre Müslümanların son yüzyıllarda ekonomik ve ticari alanda geri kalmalarının ve sefalete düşmelerinin temel nedenlerinden biri ümmetin çalışmaya yönelik şevkinin ve eğiliminin kırılması ve bunun yol edilmesidir. Oysa Bediüzzaman’a göre “ ve enleyse lil insani illa ma sea” ayetinin ruhundan meyelan-i sa’y fışkırmaktadır. Bu meyelan ve şevk bazı telkinat ile kırılmış buna bağlı olarak Müslümanları ileri derecede bir tevekkül-ü tembelane sarmıştır. Bu meyelan-ı şevki kıranlar ise i’la-i kelimetullah’ın bu zaman da ancak “maddeten terakkiye mutevakkif olduğunu bilmeyen” ve dünyanın ahretin tarlası olduğu cephesini anlamayan ve belki de en önemlisi ortaçağ ile yaşadığımız çağın ilcaatlarını ayırt edemeyen bir kısım insanlardır.

Avf meslek ahlakının ikinci niteliği: Hikmet

Hikmet İslami literatürde “akıl, söz ve hareketteki uygunluk” ilim adalet ve ahlakın birleşmesinden doğan değerli sıfat gibi anlamlara gelir. Istılahı manası ise çok kapsamlıdır.”Kime hikmet verirse o muhakkak bir çok hayra erdirilmiş olur.”ayetin tefsirinde Elmalı Mehmed Hamdi Yazır hazretleri Hikmet’ e 23 anlam verir. Biz bunlardan birkaçını zikredelim. Hikmet; “Kavilde ve fiilde isabettir.”Hikmet; “İlm-ü ameldir”,Hikmet; “Eşyanın manalarını anlamıdır.”, Hikmet; “Yeni bir şey icat etmektir.”,Hikmet ; “Eşyayı mevzi ve mertebesine koymaktır.”

Bediüzzaman da “sani-i zülcelal ism-i hakimin hikmet muktezasıyla her şeyde en hafif sureti en kısa, yolu en kısa, tarzı en faydalı şekli ehemmiyetle takip ettiği gösteriyor ki fıtratta israf abesiyet ve faidesizlik yoktur. İktisat hikmetin lazımı ve düsturu esasidir.”

Elmalılı ve Bediüzzaman hazretlerinin yaklaşımlarından hareketle “Hikmet-i niyet, plan ye kararda tüm bilimsel verileri kullanarak optimaliyeti arama ve bulma olarak tanımlayabiliriz.

olarak hikmeti üretim, tüketim, dağıtım, iş organizasyonu ferdi ve siyasal ilişkiler dini karar ve faaliyetlerde her türlü heva, heves, temayül ve kitabı olmayan gelenekten uzak durarak objektif, tutarlı, akli, bilimsel ve rasyonel hareket edebilme sureci olarak değerlendirebiliriz.

Bediüzzaman, özellikle yeni çağda insanların daha önceki çağlarda olduğu gibi hisle, hevayla, temayülle değil “ilimle, akılla ve burhanla hayatlarını dizayn etmeye çalışacaklarını öngörür. Bediüzzaman bu konuda şunu ortaya koyar; “Elbette nev-i beşer, ahir vakitte ulüm ve fünuna dökülecektir. Bütün kuvvetini ilimden alacaktır. Hüküm ve kuvveti ise ilmin eline geçecektir.

Hikmete uygun yaşayabilmek için bilim bu kadar önemli ve vazgeçilmez bir ön şart ise bu bilim nasıl elde edilecektir.

İstikbalde Kuran’ın hükmedeceğine ve tüm toplumsal organizasyonları Kurandan istinbad edeceğine göre zorunlu olarak hikmet de bu safhada şahsında son derece başarılı müctehid derecesinde bilgi ve niteliğe sahip yüksek ihtisas sahibi bilim ve düşünce adamlarına ihtiyaç duyacaktır.

Toplumsal hayat iman safhasından şeriat safhasına çevrilirken zorunlu olarak beraberinde zihin ve düşünce açısından yüksek performansa sahip kadroları da beraberinde getirir. Bediüzzaman’a göre “şeriat safhası teori üretebilecek teorisyenlere ihtiyaç duyar. Bunlar sahasında birer müctehid sayılabilirler. Ancak bunlar ibadet ve benzeri alanlarda değil de siyaset, iktisat, hukuk ve olarak toplumsal organizasyon alanlarında teori üretirler.

Müctehid İslamının en belirgin vasfı fikir ve düşüncede olabildiğine hür olmalarıdır. Üzerinde çalıştığı alanın son derece nispi ve izafi bir alan olduğu bilinciyle mutlak alanların dışındaki her konuyu derinliğine tartışır. Bir diğer özellikleri madde makam ve mansıp bağımlılığı gibi beşeri zaafları aşmış olmalarıdır. İman hizmeti nasıl başarılı bir şekilde gerçekleştirerek insanlık küfrü mutlakın boğucu zulmünden kurtarıldı ise müctehid islamının aynı başarılı çalışması ile insanlık sömürüden, talandan, zulümden, yabancılaşmadan, metalleşmeden ve köleleşmeden kurtulacaktır.